Part P52

3. Mevkıf / 2. Nokta / 1. Mebhas: esmâ cilvelerinin sıralı tecellisi

What can I do with this part?

  1. Read the source text.
  2. Choose the school grade range.
  3. Study flashcards or download the question sheet.
  4. Questions are prepared to be answered while the text is open.

Combine this text with other Risale texts to prepare a larger lesson text.

Current part

Create a Personal Part Collection

The open part remains selected. Add and order any parts from this or another book.

Aynen öyle de:

Sâni’-i Hakîm, cenneti ve dünyayı, semavatı ve zemini, nebatat ve hayvanatı, cin ve insi, melek ve ruhaniyatı, küllî ve cüz’î bütün eşyayı; cilve-i esmasıyla eşkâlini tahdid ediyor, tanzim ediyor, birer miktar-ı muayyene veriyor. Onun ile bunlara “Mukaddir, Munazzım, Musavvir” isimlerini okutturuyor. Öyle bir tarzda şekl-i umumîsinin hududunu tayin eder ki, “Alîm, Hakîm” ismini gösterir. Sonra ilim ve hikmet cedveliyle, o hudud içinde, o şeyin tasvirine başlar. Öyle bir tarzda ki, sun’ ve inayet manalarını ve “Sâni’ ve Kerim” isimlerini gösteriyor. Sonra san’atın yed-i beyzasıyla, inayetin fırçasıyla o suretin, -eğer bir tek insan ve bir tek çiçek ise- göz, kulak, yaprak, püskül gibi a’zâlarına bir hüsün, bir zînet renkleri veriyor. Eğer zemin ise; maadin, nebatat ve hayvanatına bir hüsün ve zînet renkleri veriyor. Eğer Cennet ise; bağlarına, kasırlarına, hurilerine bir hüsün ve zînet renkleri veriyor ve hâkeza… Başkalarını kıyas et. Hem öyle bir tarzda tezyin ve tenvir eder ki: Lütuf ve Kerem manaları, onda o derece hükmediyor ki; âdeta o mevcud-u müzeyyen, o masnu-u münevver; bir lütf-u mücessem, bir kerem-i mütecessid hükmüne geçer. “Latîf ve Kerim” ismini zikreder. Sonra o lütuf ve keremi şu cilveye sevkeden, elbette teveddüd ve taarrüftür, yani kendini zîhayata sevdirmek ve zîşuura bildirmek şe’nleridir ki, “Latîf, Kerim” isimlerinin arkalarında “Vedud ve Maruf” isimlerini okutuyor ve masnuun lisan-ı halinden işitiliyor. Sonra o müzeyyen mevcudu, o güzel mahluku, leziz meyveler, sevimli neticelerle süslendirip, zînetten nimete, lütuftan rahmete çevirir. “Mün’im ve Rahîm” ismini okutturur ve zahirî perdeler arkasında, o iki ismin cilvesini gösterir. Sonra bu Rahîm ve Kerim’i, (Müstağni-i Ale’l-ıtlak olan Zât’ta) bu cilveye sevkeden, elbette bir terahhum, tahannün şe’nleridir ki; ism-i “Hannan ve Rahman”ı okutturuyor ve gösteriyor. Şu terahhum, tahannün manalarını cilveye sevkeden, elbette bir cemal ve kemal-i zâtîdir ki, tezahür etmek ister. “Cemil” ismini ve Cemil isminde münderiç olan “Vedud ve Rahîm” isimlerini okutturuyor. Çünki cemal, bizzât sevilir. Zîcemal ve cemal, kendi kendini sever. Hem hüsündür, hem muhabbettir. Kemal dahi, bizzât mahbubdur, sebebsiz olarak sevilir. Hem muhibdir, hem mahbubdur.